EFFECTS OF CLIMATE CHANGE ON WATER RESOURCES


Gül E.

8.INTERNATIONAL ANATOLIAN SCIENTIFIC RESEARCH CONGRESS, Hakkari, Türkiye, 24 - 26 Nisan 2026, ss.225-226, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Hakkari
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.225-226
  • Hakkari Üniversitesi Adresli: Hayır

Özet

İklim değişikliği, küresel su kaynaklarını tehdit eden en kritik çevresel sorunların başında gelmektedir. Sera gazı birikiminin hızlandırdığı küresel ısınma, su döngüsünü yoğunlaştırmakta; buharlaşma oranlarını artırarak ıslak bölgeleri daha ıslak, kurak bölgeleri daha kurak hale getiren bir örüntüyü pekiştirmektedir. IPCC Altıncı Değerlendirme Raporu'na (AR6, 2021), göre 1,5°C eşiğinin aşılması durumunda su sistemlerinde geri dönüşü güç değişimlerin başlayacağı öngörülmekte; iklim projeksiyonları tarihsel gözlem kayıtlarının çok ötesinde hidrolojik aşırılıklar için artan olasılıklara işaret etmektedir.
Su mevcudiyeti bakımından güncel bulgular son derece kaygı vericidir. Yüzey suyu kalitesi de hesaba katıldığında dünya nüfusunun %55'i halihazırda yılda en az bir ay temiz su kıtlığıyla karşı karşıya kalmaktadır; bu oran yüzyıl sonuna dek %56–66'ya yükselebilecek ve artışın en sert hissedileceği bölge Sahra Altı Afrika olacaktır 
(Jones et al., 2024). Kent ölçeğinde ise 2016'da 933 milyon olan su kıtlığına maruz kentsel nüfusun 2050'ye kadar 1,69–2,37 milyara ulaşacağı, bu kıtlıkla karşılaşan büyük şehir sayısının 193'ten 284'e çıkacağı öngörülmektedir (He et al., 2021). Nehir akışlarına bakıldığında ise iklim değişikliğinin ortalama ve aşırı debi eğilimleri üzerindeki etkisi küresel ölçekte gözlemsel verilerle kanıtlanmış durumdadır; ıslak bölgelerde yüksek debiler artarken kurak bölgelerde debi kayıpları derinleşmektedir  (Gudmundsson et al., 2021). Buzul kayıpları ve yer altı suyu tükenmesi, su kıtlığını daha da derinleştiren yapısal etkenlerdir. 2000–2023 dönemini kapsayan küresel bir değerlendirmeye göre dünya buzulları yılda ortalama 273 ± 16 Gt kütle kaybetmiş; bu kayıp hızı dönemin ikinci yarısında birinci yarıya kıyasla %36 artmıştır (The GlaMBIE Team et al., 2025). Söz konusu gerileme yüksek rakımlı havzalarda ilkbahar pik akışlarını öne çekmekte, yaz aylarında kritik debi düşüşlerine zemin hazırlamaktadır. Yer altı sularında da tablo kaygı vericidir: 170.000 izleme kuyusu ve 1.693 akifer sistemini kapsayan küresel bir çalışma, dünya akiferlerinin %30'unda son 40 yılda düşüş hızının belirgin biçimde arttığını; kuru ve yoğun tarım yapılan bölgelerde yılda 0,5 m'yi aşan düşüşlerin yaygınlaştığını ortaya koymuştur (Jasechko et al., 2024). Uydu verilerine dayanan değerlendirmeler de küresel ölçekte taşkın ve kuraklık olaylarının sıklık, süre ve kapsamda büyüdüğünü teyit etmektedir (Rohde, 2023). Su kalitesi boyutunda iklim değişikliğinin etkileri çok yönlüdür. 965 olgu analizini kapsayan kapsamlı bir derleme çalışmasına göre nehir suyu kalitesi; kuraklık ve sıcak hava dalgaları altında vakaların %68'inde, aşırı yağış ve taşkın koşullarında %51'inde, uzun vadeli iklim değişikliği altında ise %56'sında bozulmaktadır (Van Vliet et al., 2023). Artan su sıcaklıkları çözünmüş oksijen içeriğini düşürmekte, alg patlamalarını ve ötroflaşmayı hızlandırmaktadır. Şiddetli yağışlar tarım alanlarından taşınan gübre, pestisit ve ağır metal yükünü yüzey sularına taşımakta; içme suyu arıtma süreçlerini güçleştirmektedir. Kıyı akiferlerindeki tuzlu su girişimi ve düşük akış dönemlerinde kirletici konsantrasyonlarının artması da su kalitesini tehdit eden ek unsurlardır.

Sosyoekonomik boyutta su kıtlığı ve kalite bozulması; gıda güvenliğini, halk sağlığını, enerji üretimini ve endüstriyel faaliyetleri doğrudan tehdit etmektedir (IPCC, 2022). Tarımsal verimlilik kayıpları ve güvenli içme suyuna erişimin kısıtlanması kırsal göç hareketlerini tetiklemekte, su kaynakları üzerindeki rekabeti derinleştirmektedir. Bu çerçevede talep yönetimi politikaları, entegre havza yönetimi, yağmur suyu hasadı, atık su geri kazanımı ve iklim projeksiyonlarına dayalı erken uyarı sistemleri; su güvenliğinin sürdürülebilir biçimde korunması için zorunlu uyum stratejileri olarak öne çıkmaktadır.

Climate change is among the most critical environmental challenges threatening global water resources. Accelerated greenhouse gas accumulation is intensifying the water cycle by increasing evaporation rates, reinforcing a pattern that makes wet regions wetter and dry regions drier. According to the IPCC Sixth Assessment Report (AR6, 2021), exceeding a global average temperature rise of 1.5°C above pre-industrial levels is projected to trigger critical thresholds and potentially irreversible changes in water systems, with climate projections pointing to increasing probabilities of hydrological extremes far beyond the bounds of historical records. 

Current evidence on water availability is deeply alarming. When surface water quality is accounted for alongside quantity, 55% of the global population already faces clean water scarcity for at least one month per year; this figure is projected to rise to 56–66% by the end of the century, with the sharpest increases expected in sub-Saharan Africa (Jones et al., 2024). At the urban scale, the population exposed to water scarcity is projected to grow from 933 million in 2016 to 1.69–2.37 billion by 2050, with the number of large cities facing scarcity rising from 193 to as many as 284 (He et al., 2021). At the river scale, globally observed trends in mean and extreme discharge have been directly attributed to climate change: while high flows are increasing in wet regions, discharge losses are deepening in dry regions (Gudmundsson et al., 2021). Glacier loss and groundwater depletion are structural factors further intensifying the water crisis. A comprehensive global assessment covering 2000–2023 found that the world's glaciers lost an average of 273 ± 16 gigatonnes of mass per year, with the loss rate increasing by 36% in the second half of the study period (The GlaMBIE Team et al., 2025). Glacier retreat shifts spring peak flows earlier in high-altitude catchments, setting the stage for critical discharge deficits in summer. Groundwater is equally concerning: a global analysis of 170,000 monitoring wells and 1,693 aquifer systems found that decline rates have accelerated significantly in 30% of the world's regional aquifers over the past four decades, with annual declines exceeding 0.5 metres becoming widespread in dry, agriculturally intensive regions (Jasechko et al., 2024). Satellite-based evidence confirms that flood and drought events are growing in frequency, duration, and spatial extent globally (Rohde, 2023). The impacts of climate change on water quality are equally multifaceted. A synthesis of 965 case studies found that river water quality deteriorates under droughts and heatwaves in 68% of cases, under rainstorms and floods in 51%, and under long-term climate change in 56% (Van Vliet et al., 2023). Rising water temperatures reduce dissolved oxygen concentrations, accelerating algal blooms and eutrophication. Intense precipitation events transport fertilizer, pesticide, and heavy metal loads from agricultural lands into surface waters, complicating drinking water treatment. Saltwater intrusion into coastal aquifers and elevated pollutant concentrations during low-flow periods constitute additional threats.

From a socioeconomic perspective, water scarcity and quality degradation directly threaten food security, public health, energy production, and industrial activity (IPCC, 2022). Declining agricultural productivity and restricted access to safe drinking water trigger rural migration and deepen competition over water resources. Demand-side management policies, integrated watershed management, rainwater harvesting, wastewater reclamation, and climate projection-based early warning systems therefore emerge as essential adaptation strategies for the sustainable protection of water security.